39 Yaşımdayım. Ümmet ile Atatürkçülüğü, Sunni ile Aleviyi, Türk ile Kürdü barıştıramayan partileri izlemekten o kadar yoruldum ki “nefes” alamıyorum. Boğuluyorum. Çaresizlik yüreğimi dağlıyor. Canım acıyor. Yıllarımı bu ihtiyar siyasetçilerin “toplumsal barışı” sağlayacakları umudu ile geçirdim. Partiler, vakıflar, dernekler… Kendimi bildim bileli boğuşuyorum. Her yolu denedim. Ne para, ne şan, ne makam, ne mevki. Hiç bir kişisel “hırs” duygularımı yansıtmıyor.
Ben canım Türkiye’min girdiğimiz karanlık tünelde daha fazla sürüklenmesine izleyici kalmak istemiyorum. Bundan sonra geleneksel siyasi partiler ile ilgili tüm ilişkimi belli bir mesafeye koyuyorum. Sadece “hakikat ve doğruluk” arayışının “sorumluluğumuz” olduğunu düşünüyorum. Anadolu’nun tüm kılcal damarlarına kadar herkesin gönüllerine sevgiyi, kardeşliği, bir arada yaşamı ve unuttuğumuz değerlerimizi anlatmamız gerektiğini hissediyorum. Heyecanlıyım. Tüm ihanetlere rağmen yüreğim “sıcak”, tüm yenilgilere rağmen “yorgun” değilim. “Yalnız” olmadığımı biliyorum. Buradaki paylaşımlarımızı beğenen, onları paylaşan altına kıymetli fikirlerini ekleyen arkadaşlarımın “samimiyetinin” bu yolculukta yeterli olduğunu düşünüyorum.
Bu yolculuk belki yıllar sürecek, hasretler olacak, fedakarlıklar olacak. Fakat özellikle benden küçüklerime ve yaşıtlarıma bir sözüm var: Bu güzel ülkemiz günümüz amigolarına her dönemin fırsatçılarına değil bizzat bize emanettir. Allah bizleri gerçek yol arkadaşı olmayı nasip etsin…
“Ah ne güzel bir duygudur bu yolculuğa yol arkadaşı olabilmek…”